12 Mayıs 2019 Pazar

DOLAR KURU Neden Yükseliyor ? Ne Yapmalıyız?




           
Burada ekonominin tüm rakamlarını buraya serip sizleri rakamlar içinde boğmayacağım. Sade bir şekilde içinden geçtiğimiz dolar kuru artışının BAZI nedenleri ve etkilerini irdeleyip, kısa vadeli sorumlu vatandaş olarak neler yapabiliriz, devlet ne yapmalı, bunları irdelemeye çalışacağım.

Malum, dolar kuru  yukarıya gittikçe fakirleşiyoruz. Neden? Bu sorunun cevabını birlikte bulmaya ve ne yapabilirize bakmaya çalışalım.
Bir malın ,bir ürünün fiyatı neden yükselir ?. O ürüne talep fazla,  arzı talebi karşılamıyorsa o ürünün fiyatı , kıymeti yükselir.
Doların değeri yükseliyorsa bu durumda demek ki dolara talep var, ama dolar dışarıdan geldiği için talebi karşılanamıyor. O zaman ülkemizde dolara neden talep çok, ona bakalım.
Ülkemizde ithal edilen mal ve ürünlere  dolar ödemek zorundayız. İthal edilenler :
.  Başta enerji dediğimiz,
Ø   doğalgaz,
Ø   Petrol
Ø   kömür
. sanayii imalat ara malzemeleri ,
. fabrikalar için makine ekipmanları
. imal edemediğimiz veya   bireylerin doğrudan kullandığı elektronik ürünler
Ø  Akıllı telefon
Ø  Bilgisayar
Ø  Ev elektroniği
Ø  Araba, araç v.s.
. altyapı yatırımları finansmanı
Ø  Yol
Ø  Köprü
Ø  Hastane
Ø  Havaalanı
Ø  Baraj   v.s.

Yukarıda tanımladığım ana kalemler, büyük oranda ithalatla karşılanan ve dolar talebi yaratan harcamalarımızdır. Bunlara karşılık mal satarak dışarıdan dolar getiriyoruz ve birde hizmet satarak turizmden dolar kazanıyoruz..
Burada, en temel ihtiyacımız olan sebze meyvede muazzam fiyat artışlarının nasıl oluştuğuna, ve bu sebze meyveyi binbir zorlukla yetiştiren çiftçinin hakettiği kazancı sağlayamamasına bakalım.
Çiftçinin ektiği tarladaki ürüne etki eden temel maliyetler,
Ø  Mazot
Ø  Gübre
Ø  Son zamanda tohum

Bu maliyetlerden mazot tamamen ithal, gübre kısmen ithal, tohum kısmen ithal olduğundan, dolardaki her artış bu maliyetlerin artışına doğrudan etki yapmaktadır. Buda doğal olarak pazara sunulan ürüne doğrudan yansıltılmaktadır.
Dolar kuruna geri dönelim. Dışarıdan ürün alarak  ödememiz gereken dolar kadar , sattığımız mal ve hizmetlerden dolar sağlayamadığımızda aradaki fark CARİ AÇIK olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu farkı da dışarıdan BORÇ alarak bir yere kadar karşılamaktayız. Peki bu borç alarak ilelebet sürdürülebilir bir durum mu? Elbette hayır. Sürmüyor zaten , dolar kuru sürekli yükseliyor.
İki seçenek var.
1.      Dolar taleplerini karşılamak ve doların kurunu sabit tutmak için, dışarıya satabileceğimiz nitelikli ürünleri ÜRETMEK VE SATMAK, karşılığında dolar almak,
2.      Dışarıya dolar vererek veya borçlanarak talep ettiğimiz  mal ve hizmetlerden kısıntıya gitmek.
Matematik , bu kadar net..

1.      Seçenek 1 : Dışarıya satabileceğimiz ürün ÜRETMEK: Bu durum kısa vadeli bir yıldan iki yıla değişecek gelişecek bir durum değil maalesef. Öncelikle, çok iyi eğitim, iyi üniversiteler, ve buradan çıkan bireylerin tam rekabet içinde olduğu koşullar.  Bu koşulların altını herkes kendisi doldurabilir. Şuanda saydıklarımdan , iyi eğitim, tam rekabet koşulları maalesef memleketimizde hiç iyi durumda değil, bugün başlasak herşeyi iyi yapsak minimum 15 yıl alacak bir durum. Bu yüzden bu işe başlamalıyız, hemen..Ve  ASIL kısa vadede neler yapabiliriz, 2. Seçenekte ona bakacağız.

2.      Seçenek 2 : Dolar gerektiren harcamalarımızı birey ve devlet olarak yukarıda sıralamıştım. KISA VADELİ onlardan neleri tasarruf yapabiliriz, ona bakacağız.

Doğalgaz, petrol, kömür: Bu enerji ihtiyaçlarından kolaylıkla tam kısıp tasarruf etmemiz asgari standartlarımız için pek mümkün değil. Ama ;
-        ENERJİYİ DAHA VERİMLİ KULLANABİLİRİZ :
  Birey olarak;
. evimize mantolama yaparak,
. toplu taşım araçlarını kullanarak,
. su kullanımımıza dikkat ederek,
.  bisiklet binerek, evet bisiklet binerek,  
. yakıt tasarruflu araçları tercih ederek, 
.  fiyatı uygun olan, her eve güneş enerjisi ile sıcak   su tesisatı yaparak..
. “ELEKTRİKLİ ARAÇ KULLANIN”  henüz demiyorum, külliyen ithal zaten şimdilik)

DEVLETin ise yapacakları bireylerden daha etkili şüphesiz.
-        Esaslı bir şekilde devlet kadrolarında MAKAM ARAÇLARINA sınırlama getirip, gereksiz yakıt harcamalarını engelleyerek
-         toplu konutlarda merkezi güneş enerjisi ile en azından sıcak su tesisatını yasayla zorunlu kılarak,
-        bol güneşli ülkemizde bina mimarilerine normlar getirip, güneşten bolca yararlanacak şekilde mimarileri seçenek hale getirecek yasa çıkararak,

-        vatandaşın çöp dediği, fakat atık olarak pekala değerlendirildiğinde, hem yakıt tasarrufu hem de geri dönüşümle dolar tasarrufu yaptıracak,  atıkların toplanması, sanayide yakıt(kömür) yerine yakılması ve geri dönüşümlerinin yapılabilmesi için,  atığı toplayan belediyelere yasal düzenleme  ile biran önce bunun önünü açıp, boşuna dolarla yakıt ithalinin önüne geçerek..

-        Atığın nitelikli bir şekilde toplanmasını sağlamak için vatandaşa önce bunu yoğun kampanya ile anlatmak, sonra vatandaştan başlayarak kurumları da kapsayacak bir düzenleme yapmak, vatandaşın atıklarını ayrıştırarak biriklemesinin mekanizmasını kurarak (Bu iletişim -teknoloji çağında bu ÇOK KOLAY.. Önemli olan plan ve irade-Avrupa’da millet nasıl yapıyor !)


-        Devlet bir yandan enerji teşvikleri verip, HES  , YES gibi enerji kaynaklarını kazanmaya giderken, diğer taraftan ölçek ekonomisine ve asıl, kullandığı enerji, artık ürettiği katma değere yetiyor mu bakmadan enerjiyi yoğun kullanan sektör tesislerinin yapılmasına kısıtlama getirmelidir. . Yoksa tesislerin kapasite kullanımları % 50 lere düşmektedir. (Bu sektörlerin hangileri olduğunu bakınca rahatça görebilirsiniz)

-        Tarım arazilerinin işlenmesinde, verimlilik yerlerde sürünmektedir. En basit gözlem, 8 – 10 dönüm tarlası olan bir traktör almaktadır. Bu LÜX  bir para harcamasıdır. Bu arazilerin topluca işlenmesine olanak sağlayacak, tarlaya bir traktör  bir biçerdöver girdi mi en az 5 – 10 bin dönüm araziyi işleyecek şekilde devlet ACİLEN bir düzenleme yapmalıdır. Ayrıca yöre ve ihtiyaca bağlı ürün yetiştirme kıstasları getirilmeli, tarlası olan kafasına göre ürün ekmemelidir. O zaman hem sabit maliyetler düşecek, hem de ülke genelinde israfın önüne geçilecektir.  


-        Okullarda, enerji verimliliği farkındalığını yaratmak ve artırmak için ders programlarına  ilgili müfredatı koymalıdır.

BİR NOT: Bu ülkede tarım ürünü yetiştiriciliğinden başka hiçbir imalat yokki, üretenin en az, onun dışındakilerin hep fazla kazandığı bir sektör olsun.
Düşünün, bir televizyon üretiliyor, tv fabrikadan çıkıp vatandaşa gelene kadar süreçte üreten fabrikanın en az, satan bayinin en fazla kazandığını düşünebiliyormusunuz.? Hayır,
Düşünün, bir torba çimento üretiliyor, burada çimentoyu satan ve nakledenin bir torba çimentodan an fazla kazanan, ama üretenin en az kazanan olduğunu. Hayır. 
Düşünün, bir araba ! banttan çıkıyor, satılana kadarki süreçte, fabrikanın en az kazanan olduğu bir süreç. Hayır olmaz   .. Hepsinde o malı üreten en fazla birim kazancı kazanır kazanmalıdır doğal olarak.  

Tarım dışında Düşünün,..düşünün.. Bulamazsınız .!!

Ama gelin tarım sektörüne, tarlada üretilen 1 kilo domatesi 3 liraya satan üretici, manavda bu domatesin 10 liraya satıldığını görüyor. Kazancı 50 kuruş. Ya diğerlerinin.. ?  Bu Olmaz..

Burada BÜYÜÜÜÜÜK bir adaletsizlik yokmu.? Var. Bunu düzeltmekte memleketi yönetenlerin görevi..



İthal ettiğimiz elektronik ürünler, araçlar : Bu ürünlerin birçoğunu üretemediğimiz için ithal etmek zorunda kalıyoruz. Bu sıkışık dönemde burada da birey olarak yapacaklarımız var şüphesiz.
-        Kullandığımız akıllı telefonları ortalama olarak senede 1 değiştirmekten vazgeçmeliyiz. Ne zaman mı değiştireceğiz. Uygulamaları artık çalıştıramadıkları zaman !!)
-        Evlerde kullandığımız televizyonları telefon  kadar sık olmasa da sık sık değiştirmemeliyiz
-        Kullandığımız araçları sık değiştirmekten sakınmalıyız. ( Avrupa’ya gittiğinizde özellikle kuzey ülkelerinde yol kenarlarında park etmiş araçlara bakın 10-15 yaştan küçük araç yok. Mesela Norveç’in milli geliri kişi başı 50.000 DOLAR civarında olduğunu hatırlatalım.)

 Devletin altyapı yatırımları : Şüphesiz devletin , yol köprü, havaalanı gibi yatırımlarla ülke altyapısını iyileştirmesi, ülkede yaşayan vatandaşların standartlarını yükseltmesi açısından önemlidir. Burada önemli olan, bu yatırımların doğru zamanda ve doğru finansmanla yapıldığında ülke vatandaşlarına yarar sağlayacağıdır. Yoksa, kötü finansman koşullarında büyük yatırımlarla borçlanarak bu yatırımları yapmak, bu altyapılardan yararlanamayan milyonlarca vatandaşın bu borç yüküne katlanmasına neden olmakta,  bu bir.
İkinci olarak; eğer yaptığınız bu yatırımlarla dolar kuru sürekli yükseliyorsa (çünkü bu yatırımların borç geri ödemesi sürekli dolar talebi yarattığından) bu durum,  köyde  kırsalda  bunlardan bihaber  köylü Memet amcanın doğrudan gübresine, doğrudan mazotuna yansımakadır. Maliyeti doğrudan dolar kuruna bağlı olan bu ürünlerde sürekli enflasyon yaratmakta , fiyat artışları vatandaşa canından bezdirmektedir. Halbuki, bırakın diğer ihtiyaçlarını,  vatandaşların herşeyden önce en temel hakkı olan beslenme hakkını etkileyen temel sebze ve meyvenin bu kadar artışı kabul edilemez bir durumdur. Malum , insan her şartta yaşar ama beslenmeden yaşayamaz.
  

               Sonuç olarak, artan dolar kurunun nerden kaynaklandığını her vatandaş sorgulamalı, çünkü artan dolar kuru demek, fakirleşmemiz demek, standartlarımızın düşmesi demektir. Vatandaş olarak ve devlet olarak kısa vadeli alacağımız sıralamaya çalıştığım tedbirleri  alıp,
AYAĞIMIZI YORGANIMIZA GÖRE UZATMALIYIZ.

Geldiğimiz noktada, BANA GÖRE HEPİMİZ VATANDAŞ OLARAK KENDİ İMKANLARIMIZ ÖLÇEĞİNDE HAKETTİĞİMİZDEN FAZLA LÜX YAŞIYORMUŞUZ GİBİ GÖRÜNÜYOR . ALTINI ÇİZEREK TEKRAR DİYORUM, HERKES” KENDİ ÖLÇEĞİNDE” FAZLACA LÜX YAŞIYOR. KİMSE BAŞKALARINA BAKARAK   
 " BENİMKİ DE LÜXMÜ CANIM” DEMESİN.. DÖNÜP KENDİNİZE BİR BAKIP SAMİMİ ELEŞTİRİNİZİ YAPIN LÜTFEN.

BİR YERDEN BAŞLAMALIYIZ.

                                                                                                                                                                                                                                                                        Levent Uluçay

27 Nisan 2019 Cumartesi

Bir Batı Karadeniz Gezisi Anatomisi..Mavi ve Yeşilin TANGOSU


Bir Batı Karadeniz Gezisi Anatomisi; Mavi ve Yeşilin Tangosu

(Mobile den bakıyorsak yan çevirelim görüntüyü lütfen)
(Siyahın dışındaki renklerle işaretli linklere tıklayıp gidebilirsiniz)

Bilirsiniz, Karadeniz bölgemizin yeşilliği dillere destandır. Doğu Karadeniz, Rize, Ayder, Ardeşen.. Batı Karadeniz, Sinop, Kastamonu, Bartın, Amasra.. Bana sorarsanız, bir sıralama yap deseniz buçuktan birinci sıraya Batı karadenizi koyarım. Ben böyleyim,   sizin tercihiniz değişebilir tabii..
Bu sebepten, sizlere Sinop’tan başlayıp Bartın’da sonlanan bir yolculukla ilgili bilgilendireceğim.
Bir Cumartesi sabahtan çıkıp Samsun’a oradan Sinop’a doğru çıkalım,  yol üstünde Gerze şirin mi şirin bir kasabadır. Uzaktan Sinop burnu görünür, özellikle yazın akşamüzeri gün batımına yakın .. (Ben oradan geçerken Akşam üstü gün batımına yakın, sahildeki evin birisinde çardak altında rakılar açılmış, gün batımına karşı , karşıda Sinop, ambiansı siz düşünün…) Devam edin. Sinopta, kale,hamsilos koyu ve şehrin az kullanılmış, fazla dokunulmamış haline bir göz gezdirmek için 1 gece konaklayıp, öğle üzeri hareket edin.
Hamsilos Koyu

Ayancık’tan sonra sürekli Karadeniz kenarından gidersiniz. Şu anda bile yeşilin çok tonuna hakimdir oraları. Ama şöyle bir özelliği var yollarının. Çok girintili çıkıntılıdır. O kadarda birbirine benzer ki “ yaa ben buradan biraz önce geçmemişmiydim” hissine kapılırsınız. Sırasıyla Türkeli, Çatalzeytin, Yeşilyurt, Abana, İnebolu , Doğanyurt  birbirine benzeyen şirin kasabalardır. Alttaki derin uçurumların dibinde çoğu köylülerin bildiği güzel kuytu koylar mevcuttur. Bu arada ortalama hız 30-40 km civarında olur, geze geze gitmek içindir zaten yollar. O yüzden Pazar günü nerede denk gelirse bu yerlerden birinde konaklamak zorundasın. (Ben bir keresinde buradan gittiğimde Samsundan bir Pazar günü çıktım 9.00 da, kısa Sinop gezisi sonrası devam ettim. Geze geze Bartın'a gece 12 sularında varmıştım.  O yüzden bir gece arada bir yerde konaklamakta fayda olur).
Bu programa göre Pazar İnebolu’da kaldıktan sonra pzt günü Cide şehir içinde bir tur (Hababam Sınıfı yazarı Rıfat ILGAZın memleketidir.Evi müze halindedir, eşyaları kitapları falan). Oradan devam ettik. Kurucaşil'eye doğru. Gideros Koyu diye  bir koy karşılar sizi yol üzeri. Müthiş dingin, denizin göl olduğu bir yerdir. Anlatımlara göre eski dönemde korsanlar, korunaklı olması vesilesi ile buraya yurt edinmişler bir vakit. Ana yoldan sapıp 2 dakika içinde koya inersiniz. Çok kereler gittim. Kayık falan vardı , bir iki ev, eski bir cami, orada salaş bir pansiyonu işleten bir kadın. Oğlu kayıkla gezdirirdi koyu. Dediğim gibi dingin, görülmesi gereken bir yer. Devam ettik, Kapısuyu da güzel bir yerdir. Kurucaşile’nin geleneksel gemi yapım yeridir. Çalışan, gemi (tekne demek daha doğru) yapım atölyeleri mevcuttur. Genelde teknelerin teslim süreleri 2 kat zamanda çıkar, buradaki tekne ustalarının günübirlik yaşamalarından ötürü. Günlük yaşarlar yani.. Aslında hayatın yavaş yaşandığı yerlerden. Benin gördüğüm, fazla beklenti yoktur, hırs yoktur bu sahildekilerde.  Bugün nafakayı çıkardın mı yarın Allah Kerim. Böyle gördüm ben buralara gittiğimde insanları.
Devam ettik Kurucaşilede pek bi şey yoktur, oraya kadar gördüklerin yeter sana. Kurucaşile extra bir şey katmaz. Şöyle bi bakıştan sonra devam. Tekkeönü de biraz Kapısuyuna benzer. Biraz daha sonra Çakraz karşılar seni. Burası artık Ankara’dan gelenlerin uzandığı yerlerdendir. Yoldan 1 km civarı içeridedir. Yazın ben sakinliği ve turkuaz denizi sebebi ile tercih ederdim. Girip bakılıp çıkılabilir. 10 dk sonra bir tepe üstüne geliririz.
Oradan Amasra’nın muhteşem panaroması görünür. FTM nin “lala lala Çeşm-i Cihan buramı ola” dediği yerdir orası.
 Tepeden Amasra
                                           
Tabi buradan günün farklı zamanlarında baktığınızda farklı güzellik görürsünüz, kah gün batımı, kah saat 10 suları hava açık, kah gece.. Farklı güzellikler sunar seyredenlerine Amasra.. Burada fotoğraf ve selfilerimizi çektikten sonra (tabi gece olamadıysa) şehir içine ineceksek, yuvarlaktan sağa, değilse devam ederek Bartın içine yollanırız.(Pzt gece)
Fatih Sultan Mehmed  bi zamanlar buradan AMASRA'ya baktı.
Bende buradan genelde bakarım AMASRA'ya :)

Amasra’da kalınacak yerler, NortDoor otel en lüxüdür, Işıkaltın otel, ve daha bir çok pansiyon mevcuttur. Bir yer belirledikten sonra Salı günü Amasradayız. Amasrada denize büyük liman tarafında girilir. Yaz sonuna doğru biraz yosunlu alanları oluşabilir, emin değilim. Burada denize girilir. Kalesi bilhassa müzesi gezilir. Tekne turları ile 45 dakika yarımada etrafına dolaşılır, Tavşan adası görülür. Önceden ada olup köprü ile bağlanınca yarımada olan buruna yürüyerek gidilir, efsane ağlayan ağaç vs. görülür, güzel panaromik görüntülerde selfiler selfileer çokça çekilir. Salı akşamı örnek Işıkaltın oteli balkonunda tam güneş batmadan 45 dk önce yerimizi alırız, kırmızı şarap eşliğinde balık iyi gider, ambiansı fevkaladedir.

Bakın.. :)
Aynı yerden..Yorumsuz..
Gene mevcut marka restaurantlardan birisi Mustafa Amcanın Yeri’dir. Buraya gelmeyen devlet adamı , general, sanatçı tabi birde BEN :) ! yok gibidir. Gidip akşamüzeri balık yemeden Amasradan geçmek olmaz. (diğeride Çeşm-i Cihan restaurant)
               Bir parantez..(Eğer..eğer..akşam üzeri doğada kaybolmak isterseniz eğer; işte Amasra Bakacak tepesi.. Burada, meşhur Kuşkayası eteklerinde bilhassa günbatımı deniz ve yeşilin kaynaştığı yerden bak bak doyamazsın sahiden..Yaz, kış.   Bazen çise çise yağmur yağarken buradan denize bakmak..) Yaz günleri bilhassa hafta sonu, piknik yapılacak şahane yerlerdendir. ) Tam buraya termik santral yapma girişimleride üzücü tabi..
BAKACAK TEPESİ

BAKACAK'tan BİRİLERİ BAKIYOR  :)












Çarşamba günü denize girilecekse tekrar aynı yerlerde girilir. Bu arada Çakraz 10-15 dakikadır, orada gidilip girilebilir, akşamüzeri Çakrazda Yakamoz balık restoran gene gün batımı çok iyiydi benim dimağımda.. Çarşamba günü Bartın’a hareket edilir. İnkumu’nda konaklanır. (Bizde kalabilirsiniz. Vallaa ). Yok ben pansiyon veya bungalo evlerde kalacağım derseniz, var. Terrase otelde , meşhur İnkumu’nun simgesi kaya üstündeki çamın kıyısındaki bungalo evlerde de kalabilirsiniz.

İNKUMU

          İnkumunda denize girilir ,çooook uzunca sahilinde. Günübirlik, Mogada sahilini Güzelcehisar sahiline gidilebilir, yerel, güzel, kumlu sırtını yeşil yamaçlara dayamış koylardır. 15-30 dk arası mesafededir. Oralara giderken yeşilliklerin sunduğu güzelliklerde cabası. Güzelcehisar sahilinde lav kayalıları son dönemde Bartınlılar tarafından lansmanı yapılan farklı bir doğa oluşumudur. Görülmeli. Özel idare çok tartışılan teras ve yürüme yolu yaptı , oraları göstermek için. Bence daha içerden  yamacın dibinden yapsa (biraz daha para harcasa) lalettayn değilde kamufle bi şeyler yapsaydı iyiydi ama ..
Güzelcehisar

Bartın içine gelince . Bohem bir küçük şehirdir Bartın,. İnce ince gezilmeden o kadar anlaşılır belki..
Bir parantezde Bartın halkına..Bartın insanı kendine özgün kültürünü, dışarıdan fazla göç almayan ender kentlerimiz olması hasebiyle pek kaybetmemiştir. Özellikle köylerinde yöreye ait konuşma şivesi ve kelimelerini anlamakta pek güçlük çekeceğiniz, bi o kadarda sempatik hatta komik  bulacağınız kesin.  Batı karadeniz ahşap evlerin örnekleri yavaş yavaş yerini betonerme yapılarla  değiştirmeye yüz tutsa da, Bartın şehir içinde bilhassa Yalı mahallesinde bu duruma direnen, bahçe içindeki evleri görmek için baharda sokaklarında salına salına yürüyün derim. Mahalle havası hala mevcut bahçeli evlerde, kah çiçek açmış badem, elma ağaçlarının, kah güllerin arasından pek şirin durur Bartın ahşap evleri. Yaşınıza veya okumanıza birikiminize bağlı olarak, bu evlerdeki hayatları, dönemin mahalle yaşantılarını hayal ederek “ eeee  neler yaşanmış, neler görülmüş geçirilmiş bu evlerde”  deyip uzun uzun hayıflanarak gezersiniz o sokaklarda.. (Çok gezdim çünkü kendimden biliyorum ).  Orduyeri köprü başında dev çınar ağaçlarının altındaki kahvenin bahçesinde bilhassa bahar ve yaz günleri durun hatta bi okey oynayın ?⊙∵. Dördüncüyü ben size bulurum merak etmeyin : ) Bartın’da tipik gezilecek yerler, Orduyeri mahallesi (Fatih Sultan Mehmed’in ordusunu konaklattığı bölge), mecburiyet caddesi , sinema önü (nedense bilhassa sisli puslu havalarda kışın çok bohem bulurum burayı ben..nedense), tabii ırmak kenarı Yalıboyu, Kemerköprü, yenilenen Gazhane Parkı bazılarıdır.
Şimdilerde bir yığın kafe yapılan ırmak kenarında oturup çay içmek, dingin ırmak içinden gezinen teknelere bakmak , yılın her döneminde beni fazlası ile etkiler, değişik duygu denizlerinde savururdu. Güzün yaklaştığı dönemlerde, sonbaharın az yakıcı güneşi altında Irmak ve kenarının dinginliği iyice artmıştır yani. Ooof off.. ! Neyse..
               Bartın ırmağı (çayı) bence Türkiye’de tek, dünyada da ön sıralarda gelen yavaş akan, bazen tersine aktığını bile düşündüren, bana göre uzunca bir göldür adeta.. Çok çeşitli su sporları, modern teknelerle tekne gezileri yapılabilecek  iç turizmde bir destinasyon yeri olarak değerlendirilmesi gereken bir doğal potansiyele sahip.
Yerel yönetimin bu konuda düşünceleri var ama tabii bu hayaller kapitale ve devletin desteğine bağlı.. Yoksa Bartın ırmağı değerlendirilip, etraflıca  uzun boylu bir proje olarak ele alınsa şehre büyük turizm geliri bıraktıracak kapasitesi var.
Bu bölgeye gelindiğinde 80 km mesafede, Safranbolu’ya gitmeden olmaz tabii. Bir sabah kahvaltısından sonra çıkılıp, yola koyulunur. 30.-40. km lerde meşhur ağaçlı (tünel) yolda selfiler çekilir. (Yalnız yola dikkat. Selfi için yolun ortasında durman lazım, ama hemen araba geliveriyor. !!)  Oralardaki yeşillik yudumlana yudumlana devam edilir. Ahmetusta geçitine kadar viraj çoktur.  Safranboluya  5 km kala (veya karıştırırsan şehrin içinden sonrada gelebilirsin) sağa sapıp, 4-5 yıl önce yapılan cam terasa doğru gidebilirsin. Tabelalar yönlendirir. Cam Teras derin kanyonun üstünde, başında kafe olan denenmesi gereken yerlerdendir. Arizonadaki kadar olmasada görülmelidir.
CAM TERAS       SAFRANBOLU
Oradan devam edip, Safranbolu içine inebilirsin. Safranbolu malum bilinen bir yer, Dünya kültür mirası listesinde. Eski Safranbolu adım adım gezilebilir. Lokumlar yenir, eşe dosta alınır, akşam üstü dönülür Bartın’a.
Tercih edilirse, öteki gün  Zonguldak ve bilhassa Ereğliye gidilip görülebilir. Özellikle Ereğli (130 km) görülmesi gerekir bence. 5 – 6 yıl öncesine kadar oraya gittiğinizde insanların gözlerinde bir ışıltıyı hemen farkederdiniz, birbirleri ile barışıktılar çok. İleride balıkçı limanının orda, çınarların altında yüzlerce okey oynayan kadınlı erkekli insanlar şehrin mozayiğini yansıtırdı hep. Şimdilerde değişti biraz. O dönemin başkanının vizyonu, gerekse Erdemir faktörü şehre diğer komşu illere göre farklılık ve zenginlik getirmişti anlaşılan. O ilk gittiğim dönemde denizi insanlarla mükemmel birleştirmiş bir havası vardı hep. Ne Samsunda nede karadenizin diğer illerinde yoktu o hava , ama şimdilerde Samsun oldukça iyi malum)..Ereğlide mitolojik cennet cehennem mağaraları, ve sahil görülebilecek yerlerdendir.
Zonguldak'ta ise Ereğli’deki ışık pek yoktur.  

(Malum bu güzel yöremiz bir yazıda anlatılamayacak kadar güzellikler barındırmakta. Detaylar için ileride parantezler açacağım inşallah)
  Bu  gezi sonrası, tekrar dönüp, Bartından hareketle c.tesi günü Karabük’e veya Yeniçağa’ ya inip İstanbul’ a mı Ankara’ya mı yoksa Samsun tarafına mı gidersin..? İyi Seyahatler..

Have a nice trip..

Levent ULUÇAY
27.04.2019






23 Nisan 2019 Salı

Yakın yerlerden başla..Niksar Ayvaz Kent Ormanı


>> Niksar Ayvaz Parkı, Kent Ormanı


             Bölgede Türkiye'nin en eski üniversitesini (Yağıbasan Medresesi) barındıran Niksar, yine Türkiye sınırları içindeki  en büyük ikinci kalesini de coğrafyasında barındırmakla övünür hep..  Günümüze kadar ulaşan Niksar Kalesi içinde bulunan Yağıbasan Medresesi yıllar içinde restorasyonlarla oldukça iyi durumda, kaleden Niksar'ın her iki vadisine bakmaktadır.              




Niksar ilçesi, tarihi evlerinin dokusunu genelde korumuş olsa da yavaş yavaş şehrin dış tarafları günümüz beton mimarisinden nasibini almakta,  özellikle bahar aylarında yeşilin müthiş tonları arasında kalan Niksar evleri parıldayan güneş altında, uzaktan bakıldığında huzur ve dinginlik vermektedir insana..

           Hafta sonu pazar günü, baharın bu ilk günlerinde kendimizi yola attık, (her zamanki gibi) yeşilin bol olduğu nereye gidelim derken, Niksar bölgede ilk akla gelen yer oldu. Tokat'tan yarım saat mesafede Niksar'a ulaştığımızda kahvaltı için uygun yer ararken, karşıdan görünen devasa çamlığı işaret eden Ayvaz Kent Ormanı tabelasına bakıp o yöne yollandık. 
              
                                                                        
     Çamlığın önüne gelindiğinde , devasa  göğe uzanan çam ağaçlarının arasından sızan gün ışığı, girişteki park levhasını parıldatmaktadır. Henüz baharın başı olması hatta soğuk sayılabilecek bir hava olmasına karşın, kent sakinleri yavaş yavaş çamlık içindeki piknik masalarını doldurmaya başlamış.                                                                    



                 Girişte hemen sizi , belli ki eskiden daha bakımlı olan fakat nedenini sonra sorarak anladığımız sebepten biraz solgun kalmış belediye parkı karşılıyor.  Park girişindeki bulunan MANOLYA ağacı pembe pembe yeni açmış çicekleri ile yeşil yaprakları çok güzel bir natural oluşturuyor.
 Manolyanın bir ağaçta çiçek olduğunu orada ilk gördüm. Hatta, oradan geçen bir kaç oranın yerlisi bayan, bizim fotoğraf çekme faaliyetine dikkat kesilip yanımıza geldiler. "Bu ağaç ne ağacı acaba , ne güzel çiçek açmış, bu parka gelip gideriz hiç bu güzel ağacı farketmemişiz"  diyerek şaşkınlıklarını dile getirttiler, bizi de şaşırttılar tabi bunca zamandır farketmemeleri !!








MANOLYA ile vedalaştıktan sonra , çamlar arasında konuşlanmış , başta pide olmak üzere her türlü et ürünlerinin servis edildiği salaş lokantadan pide sipariş ediyoruz. Pide hamuru ve içeriği beklentimizden daha iyi olduğunu söyleyebilirim.



Çam ormanı içine serpiştirilen piknik banklarına, kendin navale getirip, mangal keyfi yapabiliyorsun.


Çocuklarda düşünülmüş. 6-17 yaş grubu çocuklar için, ip merdivenler, salıncaklar, tırmanma platformları, asma ip köprüler küçük çapta, çocukların adrenalini yükseltecek , aynı zamanda onları eğlendirecek vede ebeveynleri rahat ettirecek bir oyun alanı da var. Oradaki dükkandan  yapılacak spora uygun aksesuarlar (emniyet kemeri , kask v.s. ) temin edilebiliyor.


Adı üstünde Kent Ormanı. Orman içinde uzayıp giden yokuş yukarı yollarda , kuş cıvıltıları içinde yürüyüş yapabilir, yediklerinizi eritebilirsiniz.  Yürürken yoruldunuz, soluklamak için OGM tarafından ağaçtan yapılmış salaş banklar mevcut yol kenarlarında.  Ahh birde onları kullanmasını bilsek..   



-

Aşağıdan kaptırıp, yokuş yukarı çamların arasındaki yoldan tırmandığınızda, zirvede  belediyenin yapıp işletmeciye devrettiği, mesire ve yeme içme yeri ile karşılaşıyorsunuz. Burası size, semaverde çay, her türlü sıcak et ve türevi yiyecek ile panaromik bir Niksar manzarası sunuyor.  Burayı görünce aşağıdaki parkın biraz daha eskiye göre neden soluk kaldığını anladık. Burası açılınca aşağıdaki park mesire yerine biraz bakım ilgi azalmış,  bize söylenen..

Hafta sonu çoluk çocuk gelinip, kahvaltı dahil her öğünün burada giderilebileceği, özellikle Mayıs-Haziran döneminde baharın pik yaptığı dönemde daha bir zevk alınacak bir yer..



Haa.. Bir de ne tarafa aktığı belli olmayan bir su var. :)